Son Yazılarımız

Kitap yazmanın önemi

Sual: Yazar denince, yazıları, kitapları olan insan anlaşılır. Sitedeki yazılarınız, on ciltten fazla kitap olur. Hac, namaz, zekât, oruç, iman ve küfür bahsi gibi, her biri kitap olacak çok bölüm var. S. Ebediyye gibi muteber kitaplardan aldığınız bu yazılar kitap hâline getirilse, internet imkânı olmayanlar da, bunlardan istifade etseler uygun olmaz mı?
CEVAP
Sitedeki yazıların hemen hepsi Hakikat Kitabevi’nin kitaplarından alınmıştır. Hakikat Kitabevi’nin kitaplarını merhum hocamız hazırlamıştır. Bu kitaplarda, eksik bir şey bırakılmamıştır. Tam İlmihal, ismi gibi tamdır. Başka bir kitaba ihtiyaç bırakmaz. Yeni hazırlanacak herhangi bir dini kitap, kıymetli hocamızın kitaplarının okunmasına mani olacağı için, vebali büyük olur. Bunun başka mahzurları da vardır.

Bir arkadaş, şaka olarak, (Her yazarın bir veya birkaç kitabı var, kitabı olmayan sadece sensin) dedi. Kitap zarara sebep oluyorsa, böyle kitabı olmamak iftihar vesilesidir.

Bir de şu soruluyor: Diğer yazarlar da, Hakikat Kitabevi’nin kitaplarından alarak yazıyorlar. Aynı bilgiler, aynı dualar, o kitaplardan okunsa ne mahzuru olur?

Evet, mahzuru olur. İsa aleyhisselama, (Senin okuduğun duaları biz de okuyoruz, fakat ölüler dirilmiyor, körlerin gözü açılmıyor. Sebebi nedir?) demişler. O da, (Dua aynı, ama ağız aynı değil) buyurmuş. Temiz su, kirli borudan gelirse su da kirlenir. (Ben aynen kitaptan alıp yazıyorum) dense de, bu geçerli bir mazeret olmaz, çünkü neticede, okuyucuya başka bir borudan ulaşmış oluyor.

Kitabevleri de, üç beş kuruş da olsa bir kâr gayesiyle basıp satıyorlar. Kitabevi gibi, yazarın da, zerre kadar, adını duyurmak veya birkaç kuruş da almak gibi herhangi bir maksadı varsa, kitap iyice kirleniyor. O kitabı okuyan, feyz alamıyor, oradaki dualar aynı olmasına rağmen gerekli fayda sağlanmıyor, çünkü din kitabını kâr veya başka menfaat beklemek, dini ona alet etmek olur. Yani para içinse, din paraya alet edilmiş olur, şöhret ise şöhrete alet edilmiş olur.

Aynı fırından bir cömertle bir cimri ekmek alsa, cimrinin aynı yerden aldığı ekmeği yiyen hastalanır, aynı fırından aldığı halde, cömerdin ekmeğini yiyen şifaya kavuşur. Bir hadis-i şerif meali:

(Cömerdin yemeği şifa, cimrinin yemeği hastalıktır.) [Deylemi, Hâkim, İbni Lâl, Dare Kutnî, Hatib]

Aynı ekmek, birinin elinde şifaya, ötekinin elinde hastalığa sebep olduğu gibi, kitaplardaki yazılar ve dualar da böyledir. Aynı yazılar, bir kitapta feyz saçarken ötekinde zulmet saçar.

Onun için dini yazıları ve duaları yalnız Allah rızası için yayımlayan eserlerden okumalı. Feyz, bu kitaplarda vardır. Diğer kitaplarda, menfaat nispetinde zulmet vardır. Basan veya bastıranların bir menfaati olur. Hiç menfaatleri olmasa bile, faydalı kitapların okunmasına mani olması, zarar olarak yeter. Bu inceliği iyi anlamalıdır.

Yerli Vehhabiler
Sual: Yerli Vehhabiler, yani kendilerine selefi diyenler, (Ali Veli’yi öldürdü demek veya Ali olmasaydı Veli beni öldürecekti demek şirktir, çünkü öldüren yalnız Allah’tır) diyorlar. Şu âyetleri de delil olarak gösteriyorlar:

(Dirilten ve öldüren, yalnız Odur.) [Yunus 56]


(Allah, öleceklerin ölümleri gelince, ölmeyeceklerin de, uykuları esnasında, canlarını alır. Ölmelerini dilediği kimselerinkini tutar, diğerlerini bir süreye kadar salıverir.) [Zümer 42]


(Savaşta öldürülenleri siz değil, Allah öldürdü. Attığın zaman da, sen değil, Allah attı.) [Enfal 17]
CEVAP
Yerli Vehhabiler, körü körüne, adım adım Vehhabileri takip ediyorlar. Ellerine bir şirk damgası alıp Ehl-i sünneti damgalıyorlar. Âyet-i kerimelerin bir kısmı diğerlerini açıklar. Kur’an-ı kerimde mecaz vardır. Mesela, (Köye sor) demek köylüye sor, köy halkına sor demektir. Ali Veli’yi öldürdü demek şirk olmaz.

Yerli vehhabilerin şirk dedikleri ifadeler, Kur’an-ı kerimde de geçiyor. Bir âyet-i kerime meali:

(Davud, Calut’u öldürdü.) [Bekara 251]

Öldüren, canı alan, elbette Allahü teâlâdır, ama bunun ölümüne Davud aleyhisselam sebep olmuştur. Davud, Calut’u öldürdü, Ali Veli’yi öldürdü demeye şirk demek, cahilliğin daniskası olur. Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselamın oğlunun [Kabil’in], kardeşini [Habil’i] öldürdüğünü de bildiriyor. (Maide 30)

Peygamber efendimiz de, Kur'an-ı kerimdeki gibi bildiriyor. Hâşâ Resulullah şirk mi işliyor? Allahü teâlânın ve Resulünün bildirdiğine şirk denir mi hiç?

Yerli sapıkların, insanların bir iş yapmadıklarını söylemeleri yanlıştır. Eğer onların dedikleri gibi olsaydı, (Ağaç meyve verdi, yemek beni doyurdu, ilaç ağrıyı durdurdu, taş camı kırdı) gibi sözler, yanlış ve şirk olurdu. Bu sözler, (Bu şey, bu işin yapılmasına sebep oldu, vasıta oldu) demektir. Mesela, taş camı kırmaya sebep oldu demektir. Ali Veli’yi öldürdü demek, Ali Veli’nin ölmesine sebep oldu demektir. Allahü teâlâ, çok şeyleri yaratmasına, insanları ve mahlûkları sebep kılmıştır. Onun âdeti böyledir.

(Ali olmasaydı, Veli beni öldürecekti) demek şirk değildir. Velinin öldürememesine Ali sebep oldu demektir. (Şemsiye olmasaydı ıslanacaktık) demek, şemsiye ıslanmamamıza sebep oldu demektir. Bu inceliği bilmeyen vahşi yerliler, Müslümanların böyle sözlerine şirk damgası basıyorlar.

Bizi öldüren, konuşturan, her işimizi yaratan elbette Allahü teâlâdır, çünkü Kur’an-ı kerimde mealen, (Sizi de, işlerinizi de yaratan Allah’tır) buyuruluyor. (Saffat 96)

Her işimizi yaratan Allahü teâlâ olduğuna göre konuşmalarımızı yaratan da odur. Yerlilerin şirk dedikleri sözleri de bize Allahü teâlâ söyletiyor. Hâşâ onların mantığına göre, şirkleri de Allahü teâlâ yaptırmış oluyor. O zaman Allahü teâlânın yaptığı işlerden dolayı Müslümanları şirk işledi diye niye suçluyorlar ki? Yoksa hâşâ ikinci bir yaratıcı mı var? Yani hayrı Allahü teâlâ işletiyor da, şerri şeytan mı işletiyor? Hâşâ Şeytan böyle bir şey mi yaratıyor? Bunu da savunan sapıklar vardır.

Din ve laiklik
Sual: Başörtüsü laikliğe aykırıdır, şu aykırı, bu aykırıdır deniyor. Laikliğin açık tarifi nedir, neler laikliğe aykırıdır?
CEVAP
Hukukçunun tıp sahasında, doktorun hukuk sahasında konuşması yanlış olur. Herkes kendi alanında, kendi dalında konuşmalıdır. Her işi ehline havale etmelidir. Laikliği en iyi bilen ve hukuk alanında yetkili Anayasa ordinaryüs profesörü Ali Fuat Başgil, (Laiklik, dinin devlete, devletin dine karışmaması, müdahale etmemesi demektir) diyor. Kitabında bu konuda yeterli bilgi vardır.

Türkiye’de din, devlete kesinlikle karışmıyor. Devlet genelev kursa, meyhaneler açsa, karışmıyor. Devletin de, dinin emrine uyanlara karışmaması lazımdır. Vatandaş, dinin emrine uygun giyinebilmeli. Giyinemezse devlet dine karışıyor, yani devlet laikliği çiğniyor, laikliğe aykırı iş yapıyor demektir. Dindarlar devlete karışınca, yani laikliğe aykırı iş yapınca suç oluyor da, devlet, dine müdahale edince, bunu yanlış uygulayan suçlu niye cezalandırılmıyor? Bu çok yanlış bir uygulamadır. Herkes, istediği gibi giyinebilme özgürlüğüne sahiptir dendikten sonra, açılma özgürlüğünü alkışlayıp, kapanma hürriyetine engel olmaya çalışmak, hürriyeti katletmenin değişik bir şeklidir. Hürriyet bir zümre için değil, herkes için aynı olmalıdır.

Devlet laikse, niye din adamlarının maaşlarını veriyor? Ben laik devletim, maaşınıza karışmam desin. Dinin ve din adamlarının dizginlerini elinde tutabilmek için, maaşlarını veriyor, tayinlerini yapıyor, din görevlilerinin istedikleri gibi konuşmalarına fırsat tanımıyor. Dinin, devamlı devletin denetimi altında bulundurulması, laikliğe aykırı değil mi? Din, devlete karışmadığı gibi, devlet de, laikliğini bilmeli, din işlerine karışarak laikliği çiğnememelidir.

Eğer, (Devlet din işlerine karışmalı, ama din devlete karışmamalı) deniyorsa, o zaman laikliğin tarifi uygulanan ne ise, ona uydurulmalı. Laikliğin tarifinin Avrupa’ya uygun olup da, uygulamanın aykırı olması normal olmaz. Yani yapılan işin bir kılıfı olmalı, bu nasıl laiklik dedirtmemeli. Laik Avrupa’ya karşı gülünç duruma düşülmemelidir.

Önizleme

Hiç yorum yok

Sorularınız Dinimiz İslam hocaları tarafından cevaplandırılacaktır. Lütfen suallerinizi: dinimizislam11@gmail.com mail adresine gönderiniz.
Teşekkürler.
Hakiki Dinimiz site yönetimi