Son Yazılarımız

Her şeyi yaratan Allahü teâlâdır

Sual: Allahü teâlâya tam iman edebilmek için, nasıl inanmalı, neleri bilmelidir?
Cevap:
Konu ile alakalı olarak Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, İ’tikâdnâme kitabında buyuruyor ki:
“İmanın altı şartından birincisi, Allahü teâlânın bütün varlıkların yaratıcısı olduğuna inanmaktır.

Dünya ve ahiret âleminde bulunan her şeyi, maddesiz, zamansız ve benzersiz olarak yoktan var eden, ancak Allahü teâlâdır diye kesin inanmaktır. Her maddeyi, atomları, molekülleri, elementleri, bileşikleri, organik cisimleri, hücreleri, hayatı, ölümü, her olayı, her reaksiyonu, her çeşit kuvveti, enerji çeşitlerini, hareketleri, kanunları, ruhları, melekleri, canlı cansız her varı, yoktan var eden ve hepsini, her an varlıkta bulunduran, yalnız Odur. Hiçbir şeyi yok iken, bir anda yarattığı gibi, her zaman, birbirlerinden de var etmektedir. Kıyamet günü, her şeyi bir anda yine yok edecektir.

Her varlığın yaratanı, sahibi, hâkimi Odur. Onun hâkimi, amiri, üstünü yoktur diye inanmak lazımdır. Her üstünlük, her kemal sıfat, Onundur. Onda, hiçbir kusur, hiçbir noksan sıfat yoktur. Dilediğini yapabilir. Yaptıkları, kendine veya başkasına faydalı olmak için değildir. Bir karşılık için yapmaz. Bununla beraber, her işinde, hikmetler, faydalar, ve ihsanlar vardır.

Kullarına iyi, faydalı olanı vermeye, kimisine sevap, kimisine azap yapmaya mecbur değildir. Asilerin, günah işleyenlerin hepsini Cennete koysa, ihsanına yakışır. İbadet edenlerin hepsini Cehenneme atsa, adaletine uygun olur. Fakat iman edenleri Cennete sokacağını, bunlara sonsuz nimetler vereceğini, kâfirlere ise, Cehennemde sonsuz azap edeceğini dilemiş ve bildirmiştir. Bütün canlılar iman etse, itaat etse, Ona hiçbir faydası olmaz. Bütün âlem kâfir, azgın, taşkın olsa, karşı gelse, Ona hiçbir zarar vermez. Kul, bir şey yapmak dileyince, O da isterse, o şeyi yaratır.

Kullarının her hareketini ve her şeyi yaratan Odur. O dilemezse, yaratmazsa, hiçbir şey hareket edemez. Onun işine, kimse karışamaz. Şirkten, küfürden başka, herhangi büyük günahı işleyip, tövbesiz ölen kimseyi, dilerse affeder, küçük bir günah için de dilerse azap eder. Kâfir, mürtet olarak ölenleri hiç affetmeyeceğini, bunlara sonsuz azap edeceğini bildirmiştir.”

***
Sual: Ödünç alıp vermekte fâiz nasıl olur? Yalnız fazlalık alınan mı yoksa ödünç verilen ve alınanın hepsi mi haram olur?
Cevap: 
İmam-ı Rabbânî Ahmed-i Fârûkî Serhendî “kuddise sirruh” birinci cildin, yüzikinci mektubunda buyuruyor ki: (Daha fazlasını ödemesi şartı ile ödünç vermek fâizdir. Yani böyle olan sözleşme haramdır. Haram anlaşma ile ele geçen malın hepsi haram olur. Mesela, oniki kile ödemesi şartı ile, on kile buğday ödünç verilse, alınan oniki kilenin hepsi haram olur. [Fazla olan iki kilesi kul hakkı olduğu için geri vermesi vacib olur. On kilesi haram olduğu için sadaka vermesi lâzımdır.] Fâiz ile ödünç vermek ve almak haram olduğu, Kur’ân-ı kerimde açıkça bildirilmiştir.

İhtiyacı olanın da, olmayanın da, fâizle ödünç alması haramdır. İhtiyacı olana fâiz haram olmaz demek, Kur’ân-ı kerimin emrini değiştirmek olur. Buradaki ihtiyaç kelimesine, zaruret ve ölüm tehlikesi manasını vermek lâzımdır. Böylece, Mâide sûresinin, (Ölüme sebep olan sıkışık hâle düşen) mealindeki dördüncü âyetinin izninden istifade edilmiş olur. Çünkü, bu âyet-i kerime haramdan af olunabilecek özrü beyan buyurmaktadır. Fâiz ile ödünç almak için her ihtiyaç özür olsaydı, fâizin haram edilmesine sebep kalmazdı. Çünkü, fâiz ödemeği ancak ihtiyacı olan kabul eder. İhtiyacı olmayan kimse, açıktan para vermek istemez.

Allahü teâlânın bu yasak emri, yersiz, lüzumsuz olurdu. Allahü teâlânın kitabına, böyle iftira edilemez. Abes, yersiz bir şey bulunması düşünülemez. Her ihtiyacı olanın fâiz ile para alması caiz diye bir ân düşünsek, ihtiyaç da, bir nevi zarurettir. Zaruretin dereceleri vardır. Ziyafet vermek için, fâiz ile para almak ihtiyaç değildir.

Meyyitin bıraktığı malda meyyitin ihtiyacı, kefen ve cenaze masrafı olduğu, kitaplarda bildiriliyor. Onun ruhu için ziyafet vermeğe ihtiyaç denilmemiştir. Meyyit, sadakanın sevabına, herkesten çok muhtaç olduğu hâlde, onun ruhu için yemek [helva] dağıtılmasını İslâmiyet emretmemiştir. O hâlde, bunları yapmak, fâizle para almak için ihtiyaç, özür olur mu? Ölünün ihtiyacı kabul edilse bile, fâizle alınan para ile pişen yemekleri yemek helal olur mu? Çoluk çocuğun çok olması, erkeğin askerde bulunması, özür, ihtiyaç sanılarak, fâizle para almak caiz ve helal olur demek, bir Müslümana yakışmaz. Böyle belâya yakalanmış olanlara, emr-i ma’rûf ve nehy-i münker yaparak, doğru yolu göstermek lâzımdır. Bir Müslüman, nasıl olur da, böyle haram işi yapabilir? (Tam İlmihal s. 852)

Önizleme

Hiç yorum yok

Sorularınız Dinimiz İslam hocaları tarafından cevaplandırılacaktır. Lütfen suallerinizi: dinimizislam11@gmail.com mail adresine gönderiniz.
Teşekkürler.
Hakiki Dinimiz site yönetimi