Son Yazılarımız

'Bu kadar ibadet, fazla değil mi?'

REKLAM Önizleme
Sual: Günde beş kere namaz kılmak, insanın bugünkü hayat tarzına göre fazla değil midir?
Cevap: Konu ilgili olarak sonradan Müslüman olan B. Jolly isimli bir İngiliz kadın hatıratında şöyle demektedir:

“Ben İngiltere’de Hristiyan olarak doğdum, İncilde yazılı olanları öğrenerek büyüdüm. Çocukken kiliseye gittiğim zaman, çeşitli ışıklar, müzik ve muhteşem elbiseler giymiş rahipler, üzerimde büyük bir tesir yapıyordu. Çocukken, koyu bir Hristiyandım. Zaman geçtikçe, tahsil derecem yükseldikçe, kafamda bazı sualler oluşmaya ve Hristiyanlıktan uzaklaşmaya başladım. Artık, hiçbir dine inanmıyordum...

Bir gün gazetede, İsâ aleyhisselâmın ulûhiyyeti hakkında bir konferans verileceği, bu konferansa her dinden adamların iştirak edebileceği yazılıydı. Konferansa katıldım ve orada bir Müslümanla tanıştım. Bu Müslüman, sorduğum suallere o kadar güzel, o kadar mantıki cevaplar verdi ki, hiç aklıma gelmediği hâlde, İslâmiyetle meşgul olmaya karar verdim. İslâmiyeti kabul etmiş İngiliz kadınlarla görüştüm. Onlardan yardım istedim. Tanıştığım Müslüman bir kadına;

- Günde beş defa ibadet etmek, bugünkü hayat tarzımıza nasıl uyar, bu kadar ibadet, fazla gelmez mi? diye sordum. O da bana;
- Sizin piyano çaldığınızı duyuyorum, müziğe meraklı mısınız diye sordu.
- Hem de çok diye cevap verdim.
- Pekâlâ, her gün egzersiz yapar mısınız?
- Tabii, işten eve gelir gelmez her gün hiç olmazsa iki saat piyano çalarım diye cevap verdim. Bunun üzerine, Müslüman kadın;
- Beş vakit namaz, nihayet yarım saat veya 45 dakika sürecek olan bir ibadet, size niçin çok geliyor? Siz nasıl piyano egzersizlerini yapmazsanız piyano çalmak kudretiniz azalırsa, Allahü teâlâyı düşünmek, Ona secde ederek lütuflarına şükretmek azaldıkça, Ona giden yol uzaklaşır. Hâlbuki, her gün yapılan ibadet, Allahü teâlânın doğru yolunda adım adım ilerlemek demektir, diye cevap verdi.

Ne kadar haklıydı! Her Müslümanın, Allahü teâlâyı çok hatırlaması, kalbine Allah sevgisini yerleştirmesi lazımdır. Kalp, Beytullah'tır. Bir eve sahibi sokulmazsa, eve de, sahibine de, düşmanlık olur. Beş vakit namaz, insanı bu felaketten kurtarmaktadır.

Artık Müslümanlığı kabul etmeme bir mani kalmamıştı ve ben de İslâmiyeti bütün ruhumla kabul ettim.”

***
Sual: Allahdan başka şeylerin sevgisini, onlara düşkün olmağı kalpten çıkarmak zikir midir ve kaç türlü zikir vardır? Sesli zikir mi yoksa sessiz zikir mi efdaldir?
Cevap: Mazher-i Cân-ı Cânân “kaddesallahü teâlâ sirrehül’azîz”, (Makâmât-ı Mazheriyye)deki onbirinci mektubunda buyuruyor ki, (Üç türlü zikir vardır:

1- Kalp karışmadan, yalnız dil ile söylemektir. Bunun faydası yoktur.

2- Ağızla söylemeyip, yalnız kalp ile yapılan zikirdir. Buna, tasavvufta (Zikr-i hafî) denir. Bu da, yalnız Zât-ı ilâhiyyeyi zikirdir. Yahut, sıfatlarını düşünerek yapılır. Nimetleri de düşünülürse, buna (Tefekkür) denir.

3- Kalp ile ve dil ile birlikte zikirdir. Dil ile kendi işitecek kadar söylenirse, İslâmiyette (Zikr-i hafî) denir. Âyet-i kerimede emir olunan, bu zikr-i hafîdir. Başkası da işitirse (Zikr-i cehrî) denir. Âyet-i kerimeler ve hadîs-i şerifler, zikr-i hafînin zikr-i cehrîden efdal olduğunu gösteriyor. Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem”, hazret-i Aliye öğrettiği zikr-i cehrî, kendi işitecek kadar olan zikirdir ki, hakikatte, zikr-i hafî demektir. Zikirden önce kapıyı kapattırması da, böyle olduğunu gösteriyor). (Tefsîr-i azîzî) sâhibi “rahmetullahi teâlâ aleyh”, Dehr sûresini açıklarken diyor ki, (Zikretmek, Allahtan başka şeylerin sevgisini, onlara düşkün olmağı kalpten çıkarmak içindir. Kalbin mahluklara bağlılığını yok etmek için en iyi ilacın zikir olduğu tecrübelerle anlaşılmıştır. Hadîs-i şerifte, (Zikir ederek, kalplerinin yükünü hafifletenlerin yolunda olunuz!) buyuruldu. Bunun için, (Allaha, Allahü teâlânın sevgisine kavuşmak için, kalbin mahluklara olan bağlantılarını kesmek, onu dünya zevklerine düşkün olmaktan kurtarmak lâzımdır. Kalbi kurtarmak için de, zikirden daha faydalı bir ilaç yoktur) demişlerdir). [Tasavvuf ehlinde meşhur olan simâ ve raks iki nevdir: Birincisi, kalbin ve nefsin fâni olmasından sonra, cemâl veya celâl sıfatlarının tecellisinde hâsıl olur ki, bunda aklın ve nefsin müdahalesi yoktur. Celâleddîn-i Rûmînin ve Sünbül Sinân efendinin zikir, simâ ve raksları böyle idi. Şâh-ı Nakşibend “rahmetullahi aleyh” (Biz, bunu inkar etmeyiz) buyurdu. İkincisi, bazı cahil ve gâfil tarikatçıların, noksan akıllarına ve azgın nefislerine uyarak, bağırmaları ve zıplamalarıdır. (Biz, bunları yapmayız) buyurdu.] (Tam İlmihal s. 903)

Hiç yorum yok

Sorularınız Dinimiz İslam hocaları tarafından cevaplandırılacaktır. Lütfen suallerinizi: dinimizislam11@gmail.com mail adresine gönderiniz.
Teşekkürler.
Hakiki Dinimiz site yönetimi