Son Yazılarımız

Kalbi hastalıktan kurtaran ilaç

REKLAM Önizleme
Sual: Kalbi hastalıktan kurtaran ilaç nedir? İbadetlere, müzik sokmanın, mevlevîler gibi çeşitli ayinler yapmanın İslâm dini ile alâkası var mıdır?
Cevap: Kalbi hastalıktan kurtaran ilaç, üç şeyden yapılır. Bunlar, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi iman etmek, ibadetleri yapmak ve haramlardan sakınmaktır. İslâmiyetten ve tasavvuftan haberi olmayan kimseler, dini, dünya kazançlarına âlet ediyorlar. Bu yobazlar, tasavvufa, hatta ibadetlere, mistik bir hareket olarak, müzik sokmuş, müzik âletlerinin nağmelerine göre vücut hareketleri yapmak gibi hususlara, ayin demişlerdir. [Mevlevî ayinleri gibi.]

Başlarında mezar taşına benzeyen beyaz uzun külâhları (sikkeleri) ile dönen mevlevîler, sağ ellerini semaya kaldırırlar ve sol ellerini semadan aldıklarını dünya yüzüne göndermeği belirtmek için, aşağı indirirler. İslâm dini ile hiçbir alâkası olmayan ve âyet-i kerime ve hadîs-i şeriflerde bulunmayan böyle ayinleri, tarikat olarak, İslâmiyet olarak tanıtıyorlar. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” ve Eshâb-ı kiramdan “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în” hiçbiri, böyle ayinler yapmadı. Onların zamanlarında tasavvuf vardı. Fakat böyle tarikatçılık yoktu. Şimdi, bu ayinleri görmek için dünyanın her tarafından birçok insan gelmektedir. Yabancı dillerde tasavvuf hakkında yazılan eserler çoktur ve hepsinde bu bid’at, bozuk yollardan bahis olunmaktadır. İmâm-ı Gazâlî “rahime hullahü teâlâ” hem kelâm âlimi, hem de hakiki tasavvufun mütehassıslarından idi.

Kanuni Sultan Süleyman’ın “rahime hullahü teâlâ” şeyhulislâmı büyük din âlimi Ebüssü’ûd Efendinin “rahime hullahü teâlâ” tasavvuf ehline karşı çok sert davrandığı, hatta onların idamı için fetva verdiği söylenir. Bu doğru değildir. Ebüssü’ûd Efendi, tasavvuf ehli için değil, bunların içine karışan sapık tarikatçılar için ve (Tasavvufta yüksek dereceye varanlar için, din teklifleri kalkmıştır. Onlar için helal ile haramın farkı yoktur) diyenler için sert davranmış ve bunların fitne çıkarmak, İslâmiyeti yıkmak günahları için, idam edilmelerine fetva vermiştir. (Herkese Lâzım Olan Îmân s. 457)

***

Sual: Marifete kavuşmak ne demektir? İnsan aklı ve düşüncesi, din bilgilerindeki incelikleri, hikmetleri anlayabilir mi?
Cevap: Tasavvufun gayesi, insanı (Ma’rifet-i ilâhiyye)ye kavuşturmaktır. Yani Allahü teâlânın sıfatlarını tanıtmaktır. Onun zâtını, yani kendisini tanımak mümkün değildir. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, (Allahü teâlânın zâtını düşünmeyiniz. Onun nimetlerini düşününüz!) buyurmuştur. Yani, Onun kendisinin nasıl olduğunu değil, sıfatlarını ve insanlara verdiği nimetleri düşünmelidir. Bir kere de, (Allahü teâlânın nasıl olduğunu düşündüğün zaman, hatırına her ne gelirse, bu gelenlerin hiçbiri, Allah değildir) buyurdu. İnsanın aklının kapasitesi, sahası sınırlıdır. Bu sınırın dışında olanları anlayamaz.

Bunları düşünürse, yanılır. Hakikate kavuşamaz. İnsan aklı, insan düşüncesi, din bilgilerindeki incelikleri, hikmetleri anlayamaz. Bunun için, din bilgilerine felsefe karıştıranlar, İslâm dininin gösterdiği doğru yoldan ayrılmışlar, (Bid’at ehli) veya (Mürted) olmuşlardır. Bid’at ehli olanlar, kâfir değildir, Müslümandırlar. Fakat, doğru yoldan ayrılmış, yetmişiki bozuk fırkanın birinden olmuşlardır. Bu, felsefe kurbanlarının, Kur’ân-ı kerimden anladıkları yanlış akideler, küfre sebep olmadığı için, Müslümandırlar. (İslâm felsefesi diye bir şey yoktur. İslâmiyete sonradan felsefe karıştıranlar olmuştur) dememiz lâzımdır. Ehl-i sünnet âlimlerine “rahime-hümullahü teâlâ” göre, İslâm bilgilerinin ölçüsü, insan aklı, insanın düşüncesi değil, muhkem olan [manaları açık olan] âyet-i kerimeler ve hadîs-i şeriflerdir. Tasavvufun esası insanın kendini (aczini, zavallılığını) tanımaktır.

Tasavvuf, sırf Allah sevgisi, yüce (Ulvî) aşk esası üzerine kurulmuştur. Buna da ancak, Muhammed aleyhisselâma uymakla kavuşulabilir. [Kalp, göğsümüzün sol tarafındaki et parçası değildir. Bu et parçasına (yürek) denir. Kalp, yürekte bulunan bir kuvvettir. Buna (gönül) diyoruz. Yürek, hayvanlarda da vardır. Kalp, insana mahsustur.] Gözün görebilmesi için, hasta, bozuk olmaması lâzım olduğu gibi, kalbin de, bu tecellîye kavuşabilmesi için, hasta olmaması lâzımdır. (Herkese Lâzım Olan Îmân s. 455)

Hiç yorum yok

Sorularınız Dinimiz İslam hocaları tarafından cevaplandırılacaktır. Lütfen suallerinizi: dinimizislam11@gmail.com mail adresine gönderiniz.
Teşekkürler.
Hakiki Dinimiz site yönetimi