Son Yazılarımız

Başkasının malını izinsiz almak

REKLAM
Önizleme
Sual: Başkasının malını, izinsiz, zorla alan veya gasbeden kimse, bu mal veya para ile ticaret yapsa, kazandığı da haram mı olur?
Cevap: Konu ile alakalı olarak Hadîkada deniyor ki:

“Başkasının malını ondan izinsiz, zorla almaya, Gasbetmek denir. Gasp, haram olduğu gibi, gasbedilen malı kullanmak da haramdır. Başkasının malını izinsiz alıp, kullanıp, sonra geri vermek, malda ayıp ve kusur hasıl olmasa bile, haram olur. Kendisine emanet olarak bırakılan veya gasbettiği malı, parayı ticarette veya başka yerde kullanıp da, bundan kazanç sağlamak caiz değildir. Kazandığı şey haram olur. Bunu fakire sadaka vermesi lazım olur. Birinin malını, parasını şaka olarak da alıp saklamak haramdır. Çünkü, böylece, başkasını üzmüş oluyor. Başkasına eziyet vermek ise haramdır.”

***
Sual: Dinine ve dünyasına faydalı olmayan, lüzumsuz şeylerle vakit geçirmek de günah olur mu?
Cevap: Bu konuda Hadîkada buyuruluyor ki:

“Nefsin hoşuna giden faydasız şeylere lehiv ve la'b denir ki, boş yere vakit geçirmektir. Yalnız zevcesi, hanımı ile oynamak ve harp oyunları helal olup başkaları haramdır.”

Harbe hazırlanmak için, at yarışları, atış, güreş, ok talimleri, lüzumlu teknik tecrübeleri yapmak caiz, hatta lazımdır ve çok sevaptır.

***
Sual: Bir baba, erginlik çağına girmemiş çocuklarının parasını kendisi için de kullanabilir mi?
Cevap: Bu konuda Fetâvâ-yı Feyziyyede deniyor ki:

“Bir baba, küçük çocuklarının paralarını, ihtiyacı yok iken, kendisi için kullansa, çocuklar baliğ olunca, erginlik çağına girince, bu paraları babalarından tazmin etmesini, ödemesini isteyebilirler. Baba muhtaç olsaydı, kullanması caiz olurdu.”

***
Sual: Dağda, kırda, herkese açık olan arazideki otları, suları kullanmanın mahzuru var mıdır?
Cevap: Bu konuda Mecellenin 1254. maddesinde deniyor ki:

“Mubah olan otları, ağaçları, suları herkes kullanabilir. Kimse yasak edemez. Kullanan kimse, başkasına zarar verirse, yasak olunur.”

***
Sual: Bir kimsenin açtığı mağazanın, dükkânın yanına, bir başkası da aynı iş için mağaza, dükkân açsa, öncekinin buna müdahale hakkı olur mu?
Cevap: Mecellenin 1288. maddesinde, konu ile ilgili olarak deniyor ki:

“Bir kimsenin dükkânı yanına, başkası dükkân açarak, birincinin işi bozulsa, ikinci dükkân kapattırılamaz.”

***
Sual: Dört hak mezhep arasında ve sahâbe-i kiram arasında da ictihad ayrılıkları var mıydı? Farklı ictihadlardan bazılarına yanlış denilebilir mi?

Cevap: Dört mezhep arasındaki farklar da, ictihad ayrılığından ileri gelmektedir. Meselâ Hanefî mezhebinde kan akınca abdest bozulduğu hâlde, imâm-ı Şâfi’înin ictihadında bozulmuyor. Şafii mezhebinde bulunan biri, elinden kan akınca, abdest almadan namaz kılarsa, hiçbir Hanefi, ona abdestsiz namaz kıldı diyemez. Çünkü onun tâbi olduğu mezhep imamının ictihadı böyledir. Hanefi mezhebinde bulunan bir kimse, yabancı bir kadının [nikâhla alması ebedî haram olan onsekiz kadından başkasının] derisine dokunduktan sonra, abdestini yenilemeden namaz kılsa, hiçbir Şafii de, o Hanefinin abdestsiz namaz kıldığını söyleyemez. O hâlde abdestte, namazda, nikâhta, mirasta, vasiyetlerde, talakta, cürüm ve cinayetlerde, alışverişte ve bunlar gibi birçok şeylerde imamlarımızın [yani en büyük din âlimlerinin] birbirine uymayan sözleri, hep ictihadları olup, hiçbiri diğerinin sözüne yanlış, bozuk dememiştir.

Sahâbe-i kirâm da “rıdvânullahi aleyhim ecma’în” böylece birçok işlerde birbirlerine uymamışlarsa da, hiçbiri diğerinin ictihadına yanlış dememiş, dalâlet, fısk demeği hatırlarına bile getirmemişlerdir. Meselâ, Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh” halife iken, Müslüman olmasını teşvik için, bir muhtedîyi, bir Sahâbinin yanına katarak, beyt-ül-mâlın muhafaza memuru olan hazret-i Ömer’e “radıyallahü anh” gönderdi. Buna zekât hissesini versin! diye emir eyledi. Ömer “radıyallahü anh” ise, bu parayı vermedi. (Müellefe-i kulûb) ismi verilen bu gibi kimselere zekât verilmesi, âyet-i kerimede emir edilmiş iken, neye vermedin? diye sorunca, imâm-ı Ömer “radıyallahü anh” (kâfirlerin kalplerini yumuşatmak emri, Allahü teâlânın vaat ettiği zafer ve galibiyet başlamadan evvel, kâfirlerin azgın olduğu zamanda idi. Şimdi ise, Müslümanlar kuvvetlenmiş, kâfirler mağlup ve âciz olmuştur. Şimdi kâfirlerin kalplerini mal ile kazanmağa lüzum kalmamıştır) buyurdu.

(Müellefe-i kulûb) denilen kâfirlere zekât verilmesi emrini nesh eden, yani yürürlükten kaldıran âyet-i kerimeyi ve Mu’âz hadisini okudu. İmâm-ı Ömer’in “radıyallahü anh” bu ictihadının, Sıddîk-ı a’zamın rey ve ictihadına uymaması, onun bu emrini red etmek değildir. Beyt-ül-mâlin [yani, Müslümanlara ait para ve eşyanın] muhafazasına ve idaresine memur olduğu için, ictihadını söylemişti. Ebû Bekr de “radıyallahü anh” bu ictihadından dolayı ona bir şey dememişti. Hatta, ictihadını değiştirerek, Eshâb-ı kiramın hepsi, hazret-i Ömer gibi ictihad eylediler. (Eshâb-ı Kirâm s. 54)

Hiç yorum yok

Sorularınız Dinimiz İslam hocaları tarafından cevaplandırılacaktır. Lütfen suallerinizi: dinimizislam2@gmail.com mail adresine gönderiniz.
Teşekkürler.
Hakiki Dinimiz site yönetimi